nedir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nedir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Mayıs 2014 Salı
Aile danışmanlığı nedir?
Aile danışmanlığı nedir?
Aile danışmanlığı; en kaba haliyle bireysel sorunlarımız için gittiğimiz psikolog yerine tüm aileyi ilgilendiren sorunlarımız için, tüm aileyi birlikte danışmaya alan aile danışmanı ile sağlanan psikolojik danışmanlık hizmetidir.
Aile danışmanlığının amacı, aile içinde yaşanan kişiler arası sorunlar olabileceği gibi, tüm aileyi etkileyen ölüm, kronik hastalık, bir aile bireyinin evden ayrılması gibi konularda aile bireylerine destek vermektir. Aile danışmanlığının belirgin ve açık hedefleri vardır. Amaç, ailenin yaşadığı sorunların çözümünün yanı sıra aile bireylerinin birbirlerini daha iyi anlamalarını, belirgin ve esnek sınırlar çizebilmelerini sağlamayı kolaylaştıracak yeni beceriler kazandırmaktır.
Aile
üyelerinden herhangi birinin yaşadığı sorunun etkisi tüm aileyi kapsar ve çözüm
sürecinde ailenin tümü belirleyici bir rol taşır. İlişkiler açısından sorunları
olan insanların, evlilik, ayrılık ve boşanma sırasında, çocuklarla ve aile ile
ilgili kişisel veya kişiler arasındaki sorunların üstesinden daha rahat bir
şekilde gelmelerine yardımcı olur. Aile danışmanlığı,
incinmiş duygular, siz ve eşiniz arasındaki veya ailedeki diğer bir kişi ile
olan sorunlar, yeni yaşam düzenlemeleri ve çocukların bakımı ve mali
düzenlemeler konusundaki sorunlarla ilgili olabilir.
Eşlerin arasındaki sorunların çocuğu etkilemesi veya çocuğun yaşadığı
fiziksel, psikolojik, eğitim sorunlarının aile içi dinamikleri etkilemesi
kaçınılmazdır. Yaşanan bu sorunların çözümünde aile bireylerine psikolojik destek
vermek, aile içi iletişimi güçlendirmek, aile bireylerini birbirlerine duyarlı
olmalarını sağlamak aile danışmanlığının amaçlarını oluşturmaktadır.
27 Nisan 2014 Pazar
Evde adım adım Limoncello yapımı
Bu gün İtalya'nın meşhur ferahlatıcı lezzeti Limoncello'nun nasıl yapıldığını adım adım anlatacağım.
Hem klasik tariflere sadık kalırken hem de türk damak tadına daha yakın olması için ufak dokunuşlar yapacağız.
Üstüne üstlük artan limonlardan limonata yaparak sıfır ziyanla günü kapatıp evdekilerden bonus punaları toplayacağız.
1. Limoncello
Maceraya yaklaşık 1 kilo limon alarak başlıyoruz. Burada püf noktası limonların sulu olmasındansa parlak bir sarıya sahip olmasına özen göstermek. Limonların kabuklarında ezik ve leke bulunmamalı.
İşe limonlarımızı güzelce yıkayarak başlıyoruz.
Zorlandığınız pütürlü kısımlarda beyazı da rendelemektense sarı kabuğu bırakmanızı tavsiye ederim.
Başta limonları güzelce kuruladığımız için kararma endişesi olmadan tüm limonların sarı kabuğunu rendeliyoruz.
Rendeleme işi bittiğinde limon kabuklarımızı bir litrelik bir şişeye doldurup, üstüne 70 lik vodka ekliyoruz. Zamanla kokusunun geçmemesi için cam şişe kullanmanızı tavsiye ederim.
Vodka'ya gelince bulduğunuz en ucuz markayı kullanabilirsiniz. Son ürünün tadında yapım sürecine oranla Vodka'nın kalitesinin son ürün üstünde çok az bir etkisi var. Ben kişisel olarak likör ve Limonchello yaparken fiyat performans olarak çok başarılı bulduğum Bazzoka markasını tercih ediyorum. Bittiğinde Limonchello'da efsane oluyor.
Sırada işin en sıkıcı kısmı olan 40 gün beklemek var. Bu aşamada şişenin ışık almaması çok önemli. Her ne kadar karanlık bir yere koymak kolay bir çözüm olsada şişeyi aliminyum folyo ile kaplayarak tamamen ışık geçirmez bir hale getirmenizi tavsiye ederim.
Başka bir kapta 300ml suda 300 gram şekeri eritiyoruz. Likörleri daha tatlı seviyorsanız şeker miktarını 350 grama'da çıkartabilirsiniz. Bu Limonchelloyu daha tatlı ve içimi kolay yapacaktır. Ancak şekerli olacağı için daha kolay çarpacağını da unutmayın.
Hazırladığımız karışımı şişemize eklediğimizde Limonchellomuz hazırlanmış oluyor. Buz gibi soğuttuktan sonra afiyetle içebilirsiniz.
Kabuklarını rendelediğimiz limonları güzelce sıkıp bir sürahiye dolduruyoruz.
Afiyet olsun :)
Hem klasik tariflere sadık kalırken hem de türk damak tadına daha yakın olması için ufak dokunuşlar yapacağız.
Üstüne üstlük artan limonlardan limonata yaparak sıfır ziyanla günü kapatıp evdekilerden bonus punaları toplayacağız.
1. Limoncello
Maceraya yaklaşık 1 kilo limon alarak başlıyoruz. Burada püf noktası limonların sulu olmasındansa parlak bir sarıya sahip olmasına özen göstermek. Limonların kabuklarında ezik ve leke bulunmamalı.
İşe limonlarımızı güzelce yıkayarak başlıyoruz.
Yıkama işlemi bittikten sonra limonları güzelce kuruluyoruz. Rendeleme sırasında kalan su kararmaya neden olabileceği için bu adıma özen göstermeliyiz.
Sıra geldi rendelemeye. Önemli olan kabukların sarısını alırken beyaz kısmı hiç almamak. Kabuğun hemen altında ki beyaz kısım acı olduğu için limonchellonuza hiç istemediğiniz nahoş bir acılık katacaktır.
Bu aşamada sarımsak rendesi kullanmanızı tavsiye ediyorum. Hem kontrolü kolay hem de doğası gereği sadece sarı tabakayı çıkartmanızı sağlıyor.
Zorlandığınız pütürlü kısımlarda beyazı da rendelemektense sarı kabuğu bırakmanızı tavsiye ederim.
Başta limonları güzelce kuruladığımız için kararma endişesi olmadan tüm limonların sarı kabuğunu rendeliyoruz.
Rendeleme işi bittiğinde limon kabuklarımızı bir litrelik bir şişeye doldurup, üstüne 70 lik vodka ekliyoruz. Zamanla kokusunun geçmemesi için cam şişe kullanmanızı tavsiye ederim.
Vodka'ya gelince bulduğunuz en ucuz markayı kullanabilirsiniz. Son ürünün tadında yapım sürecine oranla Vodka'nın kalitesinin son ürün üstünde çok az bir etkisi var. Ben kişisel olarak likör ve Limonchello yaparken fiyat performans olarak çok başarılı bulduğum Bazzoka markasını tercih ediyorum. Bittiğinde Limonchello'da efsane oluyor.
Herhangi bir hava alma tehlikesine karşışişenin ağzını once streç filmle kaplıyoruz. Ben şahsen kapağı kapattıktan sonra bir kez de kapağın dışından streç film uyguluyorum.
Sırada işin en sıkıcı kısmı olan 40 gün beklemek var. Bu aşamada şişenin ışık almaması çok önemli. Her ne kadar karanlık bir yere koymak kolay bir çözüm olsada şişeyi aliminyum folyo ile kaplayarak tamamen ışık geçirmez bir hale getirmenizi tavsiye ederim.
Aliminyum folyo ile kapladığımız şişeyi karanlık bir yerde yatay pozisyonda saklıyoruz. 10-15 günde bir şişeyi kendi etrafında yarım tur çevirmekte fayda var.
Hem günün geri kalanında serinlemek hem de limonları ziyan etmemek için bu aşamada kalan limonlardan limonata yapıyoruz. Güzel bir limonata tarifini yazının sonunda bulabilirsiniz.
40 günlük sıkıcı bekleme süresinin sonunda şişemizi açtığımızda muhteşem bir renk bizi bekliyor.
Limonchellomuzu güzelce süzüyoruz. Filtre kağıdı bulamamanız durumunda herhangi bir super marketten alabileceğiniz dikişşiz kahve filtresi de iş görecektir.
Başka bir kapta 300ml suda 300 gram şekeri eritiyoruz. Likörleri daha tatlı seviyorsanız şeker miktarını 350 grama'da çıkartabilirsiniz. Bu Limonchelloyu daha tatlı ve içimi kolay yapacaktır. Ancak şekerli olacağı için daha kolay çarpacağını da unutmayın.
Hazırladığımız karışımı şişemize eklediğimizde Limonchellomuz hazırlanmış oluyor. Buz gibi soğuttuktan sonra afiyetle içebilirsiniz.
Kabuklarını rendelediğimiz limonları güzelce sıkıp bir sürahiye dolduruyoruz.
Çıkan su miktarina gore 250-350 gram arası şekeri ve sürahiyi dolduracak kadar suyu ekliyoruz.
17 Eylül 2013 Salı
istanbul dalış kulüpleri ve dalış kursları iletişim bilgileri
İstanbul'da ki dalış kulüpleri ve dalış kurslarının iletişim bilgilerini sizin için toparladık ve sürekli güncelliyoruz.
Listeye eklenmek isteyen yeni kulüplerin yorum yazması yeterli.
Listeye eklenmek isteyen yeni kulüplerin yorum yazması yeterli.
| Anatolian Diving School | Nur pasajı
No:5 Kızıltoprak/İstanbul anatoliandive@turk.net |
0216 467 5198 |
0216 369 |
| Ayışığı DiveCenter www.ayisigidiving.com |
Ayışığı Dalış Merkezi - Biber Turizm No 3202 Bağdat Caddesi İclaliye Ap. 24/4 Kızıltoprak / İstanbul info@ayisigidiving.com |
0 (216) 349 56 89 | 0 (216) 418 23 83 |
| Boğaziçi Sualtı
Araştırma Merkezi BSAM - BURC www.burc.com |
Söğütlüçeşme
Yavuztürk sok Yavuz apt, N:32, D:1 Kadıköy/İstanbul info@burc.com |
0216 337 9559 |
0216 330 2115 |
| Bubbleclub Dalış Merkezi www.divebubbleclub.com |
Başa sokak Oral apt
12/2 1.Levent Etiler İstanbul info@divebubbleclub.com |
0212 264 5774 |
| Caddebostan Balıkadamlar Spor Kulübü www.bsk.org.tr |
İskele Çıkmazı No:8 Caddebostan/İstanbul info@bsk.org.tr |
0216 355 5628 |
0216 360 5250 |
| Islak Mavi Dalış Okulu www.islakmavi.com |
Fener Kalamış Cad. No.17 Arkabahçe katı Kızıltoprak İstanbul islakmavi@hotmail.com |
0216 349 1506 |
0216 349 1528 |
| Turkuaz Balıkadam Eğitim Merkezi | Tevfşk Erdönmez Sok. No:22/2 Esentepe/İstanbul info@turkuazscuba.com |
(0212) 213 08 57 |
14 Haziran 2013 Cuma
İmdat çağrısı S.O.S (SOS) kelimesinin açılımı ve anlamı nedir?
İmdat çağrısı S.O.S.'in anlamı nedir?
Çok kişi S.O.S.'in gemimizi kurtar (Save Our Ship), ruhumuzu kurtar (Save Our Soul) veya diğer sinyalleri durdur (Stop Other Signals) kelimelerinin baş harflerinden oluştuğunu sanır.
Bu bilgiler tamamıyla yanlış olup S.O.S. harfleri hiç bir kelimenin baş harfinden oluşturulmamıştır. Tamamen telgraf zamanından kalmadır ve gemilerde de yakın zamana kadar telsiz telgraf kullanılıyordu. Bilindiği gibi telgrafta mors alfabesi denilen sistemde her harf, nokta ve çizgilerin değişik kombinasyonundan oluşuyor.
Bu sinyali gönderen maniple denilen alete tek dokunuşta karşıya nokta yani 'bip', biraz daha uzunca basınca 'dııııt' sinyali gidiyordu. Gönderenler de, alanlar da mors alfabesini ezbere bildiklerinden bu 'bip' ve 'dııııt' larda hangi harfler olduğunu çözüyor ve normal yazıya dönüştürüyorlardı.
İmdat çağrısının çok kolay akılda tutulabilmesi için 1908'de üç çizgi, üç nokta, üç çizgi olan S.O.S. seçildi. Yani telsizde 'dııııt, dııııt, dııııt, bip, bip, bip, dııııt, dııııt, dııııt' sinyali aldığınızda hemen acil yardıma ihtiyacı olan biri olduğunu anlıyordunuz.
Filmlerde görmüşsünüzdür. Gemiler, özellikle uçaklar, tehlikeli bir durumda yardıma ihtiyaçları olduğunda 'mayday' (meydey) çağrısı yaparak durumlarını bildirirler. Bu kelime Fransızca'da bana yardım et anlamındaki m'aidez kelimesinden türetilmiştir. Hiç dikkat ettiniz mi, filmlerde telsizle konuşan her kişinin ismi hep 'Roger' (rocır) dır. Halbuki 'roger' telsiz konuşmalarında 'anladım' anlamında kullanılır ve her iki taraf da cümlenin başında ve sonunda bu kelimeyi kullanırlar.
Filmleri tercüme edenler ise bu kelimeyi bir erkek ismi sandıklarından, herkes birbirine 'Roger' diye ismen hitap ediyormuş gibi çevirirler. Nasıl bizde telefonda harfleri söylemek için Ankara'nın 'A'sı, Bursa'nın 'B'si denilirse Roger kelimesi de İngilizce'de 'R' harfinin tanımı için kullanılır, yani Roger'in 'R'si denilir. R harfi ise mors alfabesinde başlangıçta 'anlama'nın kodu idi. Sonra konuşmalı iletişime geçilince 'Roger' olarak kullanılmaya başlanıldı.
Filmleri tercüme edenlerin ABD bahriyesinde nasıl oluyor da bu kadar Roger bir araya geliyor diye uyanmamaları gerçekten ilginç!
Çok kişi S.O.S.'in gemimizi kurtar (Save Our Ship), ruhumuzu kurtar (Save Our Soul) veya diğer sinyalleri durdur (Stop Other Signals) kelimelerinin baş harflerinden oluştuğunu sanır.
Bu bilgiler tamamıyla yanlış olup S.O.S. harfleri hiç bir kelimenin baş harfinden oluşturulmamıştır. Tamamen telgraf zamanından kalmadır ve gemilerde de yakın zamana kadar telsiz telgraf kullanılıyordu. Bilindiği gibi telgrafta mors alfabesi denilen sistemde her harf, nokta ve çizgilerin değişik kombinasyonundan oluşuyor.
Bu sinyali gönderen maniple denilen alete tek dokunuşta karşıya nokta yani 'bip', biraz daha uzunca basınca 'dııııt' sinyali gidiyordu. Gönderenler de, alanlar da mors alfabesini ezbere bildiklerinden bu 'bip' ve 'dııııt' larda hangi harfler olduğunu çözüyor ve normal yazıya dönüştürüyorlardı.
İmdat çağrısının çok kolay akılda tutulabilmesi için 1908'de üç çizgi, üç nokta, üç çizgi olan S.O.S. seçildi. Yani telsizde 'dııııt, dııııt, dııııt, bip, bip, bip, dııııt, dııııt, dııııt' sinyali aldığınızda hemen acil yardıma ihtiyacı olan biri olduğunu anlıyordunuz.
Filmlerde görmüşsünüzdür. Gemiler, özellikle uçaklar, tehlikeli bir durumda yardıma ihtiyaçları olduğunda 'mayday' (meydey) çağrısı yaparak durumlarını bildirirler. Bu kelime Fransızca'da bana yardım et anlamındaki m'aidez kelimesinden türetilmiştir. Hiç dikkat ettiniz mi, filmlerde telsizle konuşan her kişinin ismi hep 'Roger' (rocır) dır. Halbuki 'roger' telsiz konuşmalarında 'anladım' anlamında kullanılır ve her iki taraf da cümlenin başında ve sonunda bu kelimeyi kullanırlar.
Filmleri tercüme edenler ise bu kelimeyi bir erkek ismi sandıklarından, herkes birbirine 'Roger' diye ismen hitap ediyormuş gibi çevirirler. Nasıl bizde telefonda harfleri söylemek için Ankara'nın 'A'sı, Bursa'nın 'B'si denilirse Roger kelimesi de İngilizce'de 'R' harfinin tanımı için kullanılır, yani Roger'in 'R'si denilir. R harfi ise mors alfabesinde başlangıçta 'anlama'nın kodu idi. Sonra konuşmalı iletişime geçilince 'Roger' olarak kullanılmaya başlanıldı.
Filmleri tercüme edenlerin ABD bahriyesinde nasıl oluyor da bu kadar Roger bir araya geliyor diye uyanmamaları gerçekten ilginç!
Balıklar neden ölünce suyun yüzüne çıkar?
Ölen balıklarda süratle bir iç bozunma yani bir çeşit çürüme oluşur. Bu iç çürümeden dolayı çıkan gazlar balığın alt tarafındaki bağırsak boşluğunda toplanırlar. Balık ayıklayanlar bilirler, ayıklanacak balığın alt tarafındaki yumuşak karnı yarılır, buraya yapışık mide ve bağırsaklar kolayca çıkartılır. Balığın etli kısmı üst tarafındadır. Balık ölüp gazlar mide boşluğunda toplanınca bu kısım şişen bir balon gibi hafifler, ağırlık merkezi yukarı kayar ve balık, daha ağır kısmı aşağı gelecek şekilde ters döner.
12 Haziran 2013 Çarşamba
Taut Evi - Ortaköy
Taut
Evi, Ortaköy
Başka bir deyişle köprünün yanındaki kırmızı ev, köprünün yanında ki güzel ev.
Boğaziçi
Köprüsü’nden Avrupa yakasına geçerken köprünün çıkışında, sağda şık bir konut
görürsünüz. Saray yavrusu gibi bir şeydir. Çokça merak edilir.
Aynı
zamanda bu evi yapan mimarın kendisi de kimilerine göre bir gizemdir.
“Taut’un
gizemi” diye sıkça dillendirilir.
Bruno
Taut, 20. yüzyılın önde gelen Alman mimarlarındandır.
1930
yıllarda Almanya’da Hitler faşizmi başa geçince Taut, bir çok Alman bilimadamı
gibi Almanya’dan kaçar. İlkönce İsviçre’ye sonra Japonya’ya oradan da
Türkiye’ye gelir. Ölümüne kadar da Türkiye’de kalır.
Ortaköy’de
bulunan bu evi de 1938 yılında kendine konut olarak yaptırır.
Taut,
kendine ev yaparken mimarlık dehasını konuşturmuş, Japon mimarisinin
çizgileriyle Türk mimarisinin çizgilerini harmanlamış, boğazın kıyısına parmak
ısırtan bir konut yapmıştır. Konut zamanla, Boğaziçi’nin markalarından biri
olmuş eğer istenirse, dert edilirse modern dönemde de Boğaziçi’nin güzelliğini
görkemlileştiren konutların yapılabileceğinin bir şahane simgesi olarak
günümüze kadar ulaşmıştır.
Adına
kader mi derler yoksa talihsizlik mi bilinmez, Taut, Ortaköy’e inşa ettiği işte
bu saray yavrusunun sefasını fazla süremez. Çünkü evi yaptırdıktan birkaç ay
sonra, Aralık 1938′de ölür. Ölüm nedeni ise soğuk algınlığıdır.
Taut,
Atatürk’ün katafalkını yaparken soğuk algınlığına yakalanmış, kısa bir zaman
sonra da ölmüş ve Edirnekapı Şehitliğine gömülmüştür. İşte gizem tam da burada
başlıyor. Edirnekapı Şehitliği İstanbul’un en köklü mezarlıklarındandır ve
bilindiği gibi bir Müslüman mezarlığıdır ve Hristiyanlar müslüman
mezarlıklarına gömülmezler. Taut Hristiyandır ve bu mezarlığa gömülmüştür!!!
Bruno Taut:
9 Mayıs 2013 Perşembe
"Püf noktası" deyiminin hikayesi
bir işin en ince ve önemli noktası anlanıma gelen püf noktasının hikayesi şöyledir;
bir çömlekçi ustası ve bu ustanın bir çırağı varmış. çırak ustasının yanında yıllardır çalışmaktaymış. her türlü şekilde ve ebatta testi ve çömleği çok büyük bir maharetle yapabilmekteymiş. ancak ne zaman ustasına "usta, ben artık ayrılmak istiyorum" dese, ustası hep "olmaz, daha işin püf noktasını öğrenmedin" diyormuş...aradan uzunca bir zaman geçmiş bizim çırağın canına tak etmiş ustasıyla helalleşip yanından ayrılmış ve kendi atölyesini kurmuş. çok güzel şekilli, her ebatta testiler yapmaya başlamış fakat yaptığı bütün testiler su sızdırıyormuş ve dolayısıyla kimse ondan alışveriş etmemiş. bir türlü de bunun sebebini bulamamış. en sonunda kös kös ustasının yanına geri dönmüş. ustasına sormuş, "usta usta, nedir bunun püf noktası?"..usta anlatmış: "bak oğul, testiye şekil verdikten sonra testinin içerisine üflersin. üflediğinde testinin üzerinde kabarcıklar gözükür. işte onlar püf noktalarıdır. o noktaları kapatırsın." ..işte bugün deyimlerde yer eden püf noktası bu püf noktasıdır.
bir çömlekçi ustası ve bu ustanın bir çırağı varmış. çırak ustasının yanında yıllardır çalışmaktaymış. her türlü şekilde ve ebatta testi ve çömleği çok büyük bir maharetle yapabilmekteymiş. ancak ne zaman ustasına "usta, ben artık ayrılmak istiyorum" dese, ustası hep "olmaz, daha işin püf noktasını öğrenmedin" diyormuş...aradan uzunca bir zaman geçmiş bizim çırağın canına tak etmiş ustasıyla helalleşip yanından ayrılmış ve kendi atölyesini kurmuş. çok güzel şekilli, her ebatta testiler yapmaya başlamış fakat yaptığı bütün testiler su sızdırıyormuş ve dolayısıyla kimse ondan alışveriş etmemiş. bir türlü de bunun sebebini bulamamış. en sonunda kös kös ustasının yanına geri dönmüş. ustasına sormuş, "usta usta, nedir bunun püf noktası?"..usta anlatmış: "bak oğul, testiye şekil verdikten sonra testinin içerisine üflersin. üflediğinde testinin üzerinde kabarcıklar gözükür. işte onlar püf noktalarıdır. o noktaları kapatırsın." ..işte bugün deyimlerde yer eden püf noktası bu püf noktasıdır.
30 Nisan 2013 Salı
Ümraniye Halı Yıkama
Ümraniye, İstanbul'un Anadolu Yakası'nda uzun yıllardan beri varolan ve artık gelişimini belli bir seviyeye getirmiş olan, kendine has tüketim alışkanlıkları ve oldukça kalabalık bir nüfusu olan, genellikle konut yerleşimleri içeren ve her gelir kesimine hitap edebilen bir ilçedir. Bu yüzden, Ümraniye halı yıkama ihtiyacı bakımından çok ciddi bir yer teşkil etmektedir.
Halı yıkama sektörü her ne kadar son yıllarca ciddi bir büyüme gösteriyor gibi görünmekte olsa da, maalesef birçok bilinçsiz işletme, halı yıkama işlemini araç yıkama alanlarında gerçekleştirmektedir. Halı için oldukça zararlı olan bu tür bir yıkama, hem hijyenik açıdan kusurlu bir sonuç ortaya çıkartmakta, hem de halının ömrünü hızla kısaltmaktadır.
Ümraniye halı yıkama ihtiyaçlarınızı karşılamak için kurmuş olduğumuz son teknoloji ile çalışan bilimsel ve Avrupa Birliği Standartları ile tam uyumlu, biyolojik olarak çözünebilen temizlik malzemeleri kullanan ve dolayısı ile çevreyle dost ve gelecek kuşaklara daha temiz bir dünya miras bırakmayı hedefleyen işletmemiz, güleryüzlü hizmet anlayışı çerçevesinde ve yüzde yüz müşteri memnuniyetini hedeflemektedir. Siz değerli müşterilerimizin beğenilerine nail olmak, bizleri Ümraniye halı yıkama sektörünün alanında uzman ve lider bir firması haline getirmektedir.
Unutulmamalıdır ki, evlerimizde hemen her odanın zeminini halılar oluşturmaktadır. Geleneksel Türk aile yapısı içerisinde, halısız bir ev düşünülmesi dahi mümkün olmayan bir yapı olacaktır. Bu yüzden birçok aile, evlerini yenilerken ya da çocuklarını evlendirirken, en önemli eşya olarak halıları görmektedir ve bunun için de zor zamanlarda kazanılan paralarını harcamaktadırlar. Bu yüzden de, bu halıların yıllara meydan okuyarak ailemiz ve dostlarımızla geçireceğimiz güzel zamanlarımıza eşlik etmeleri gerekmektedir.
Bir halının uzun ömürlü olması, kullanım koşullarına bağlıdır. Bilinçsiz yöntemlerle basınçlı su altında yıkanan ve güneş altında kurutulan bir halı, kısa bir zaman içerisinde yumuşaklığını kaybedecektir. Bu yüzden bilimsel yöntem ile çalışmakta olan Ümraniye halı yıkama tesisimiz, halılarınızı adresinizden teslim almakta, daha sonra da öncelikle otomatik makinalarda kesinlikle el değmeden havalandırma ünitesi ile tozlarını almaktadır. Daha sonra yine otomatik yıkama makinesine alınan halılarınız, burada uzun ve halıya zarar vermeyecek şekilde yumuşak olarak düşük sıcaklıkta yapılan yıkama işleminden sonra, oksitlenmenin ve renk solmasının önlenmesi amacı ile yine otomatik makinelerde kurutulmakta, ve daha sonra uzman personelimiz tarafından ambalajlanarak hijyenik bir şekilde ilk günkü gibi adresinize teslim edilmektedir.
Ümraniye halı yıkama ihtiyaçlarınızı karşılamak için en uygun fiyata en yüksek kaliteyi sunma gayretimizi sürdürmekteyiz ve siz değerli müşterilerimizden gelecek olan telefonları bekliyoruz.
www.umraniyehaliyikama.com
28 Nisan 2013 Pazar
SOS in açılımı nedir?
Mors alfabesi ile yayınlanıp duyurulan yardım isteme işareti SOS, çoğunluk tarafından İngilizce "Save Our Soul" cümlesindeki kelimelerin baş harfleri olduğu sanılır. Bu nedenle yazılırken de, yanlışlıkla harflerin arasına nokta konur. Halbuki bu harflerin ne bu cümledeki, ne de başka kelimelerle ilgisi yoktur.
SOS'in uluslararası kabul edilip benimsenmesinin nedeni, bu işaretin Mors Koduyla yazılabilen ve yazılışı hatırda en kolay kalabilen harfleri simgelemesindendir. Çünkü Mors kodunda
"S" harfi üç nokta ile ( . . . ), "O" harfi de üç çizgi ile ( - - - ) yazılır.
Diğer harf - işaretlerler
|
a .-
|
b -...
|
c -.-.
|
d -..
|
e .
|
f ..-.
|
g --.
|
h ....
|
i ..
|
j .---
|
|
k -.-
|
l .-..
|
m --
|
n -.
|
o ---
|
p .--.
|
q --.-
|
r .-.
|
s ...
|
t -
|
|
u ..-
|
v ...-
|
w .--
|
x -..-
|
y -.--
|
z --..
|
|
|
|
|
|
0 -----
|
1 .----
|
2 ..---
|
3 ...--
|
4 ....-
|
5 .....
|
6 -....
|
7 --...
|
8 ---..
|
9 ----.
|
|
. .-.-.- |
, --..-- |
: ---... |
? ..--.. |
' .----. |
- -....- |
( -.--.- |
" .-..-. |
||
|
ä .-.-
|
á .--.-
|
å .--.-
|
ch ----
|
é ..-..
|
ñ --.--
|
ö ---.
|
ü ..--
|
Güney kutbu'nun altında ne var?
Güney Kutbu, sularla
çevrili büyük bir kara parçası olan Antarktika kıtasındadır.
Bu kutbun altı karadır. Ancak günümüzde dahi karanın durumu,
buzulların oluşum süreci, buradaki iklimin dünyanın öteki
bölgeleri üzerindeki etkileri gibi konular tam açıklığı ile
bilinmemektedir.
Güney Kutbu, Kuzey Kutbu'ndan çok daha soğuktur.
Güney Kutbu, Kuzey Kutbu'ndan çok daha soğuktur.
Kuzey Kutbu'nun altında ne var?
Kuzey Kutbu,
kısmen karalarla çevrili bir okyanusun ortasındadır. Altı
denizdir. Akdeniz'in yaklaşık beş katı büyüklüğündeki Kuzey
Buz Denizinin kalınlığı yer yer 30 metreyi bulan ve suyun
üzerinde yüzen buzlarla kaplıdır. Kuzey Kutbu'na ilk olarak
1909'da, buzlar üzerinde köpekleriyle yolculuk eden ABD'li
Robert Edwin Peary ulaşmıştır. ABD'nin nükleer denizaltısı
Nautilus ise, 1958'de Kuzey Kutbu'nu buzların altından
geçmiştir.
Grönland hangi ülkeye bağlıdır?
Grönland, Danimarka Krallığı'na bağlı
bir adadır. Grönland'ın savunmasında ve dışişlerinde
Danimarka söz sahibi olmakla beraber Grönlandlılar 1979'da
yer alan bir anlaşma sonunda içişlerinde krallığa bağlı
olmaktan kurtuldular.
Önemli bir bölümü Kuzey Kutup Dairesi içinde olan adanın yüzölçümü 2.175.000 km2 olup Türkiye'mizin iki buçuk katından büyüktür. Buna karşın, 7.000 kadarı Danimarkalı olan nüfusu takriben 55.000 civarındadır. Nüfusun büyük kesimi batı kıyısındaki küçük kasabalarda yaşar. İki önemli şehri Başkent Godthab (Nuuk) ile Godhavn'dır.
Ülkenin beşte dördü buz tabakasıyla kaplı olup adanın ortalarına doğru buzlar bir hayli irtifa kazanır ve ada, kocaman bir beyaz kubbe görünümü alır. Ortalama sıcaklığın 7-C olmasına karşın iklim kuru ve güneşlidir. Kışlar soğuktur ve buzlu bölgelerde sıcaklık yazın bile donma noktasının altındadır. Çevre; otlar, fundalıklar ve insan boyundaki söğüt ağaçları ile kaplıdır. Topraklarının ancak %1'i tarıma elverişli olduğundan bura yerlileri olan Eskimolar balıkçılık ve avcılıkla geçinmektedir. Bu insanlar Grönland'a, Kuzey Kutup Bölgesi'ndeki adaları basamak gibi kullanarak Kuzey Amerika'dan gelmişlerdir.
Önemli bir bölümü Kuzey Kutup Dairesi içinde olan adanın yüzölçümü 2.175.000 km2 olup Türkiye'mizin iki buçuk katından büyüktür. Buna karşın, 7.000 kadarı Danimarkalı olan nüfusu takriben 55.000 civarındadır. Nüfusun büyük kesimi batı kıyısındaki küçük kasabalarda yaşar. İki önemli şehri Başkent Godthab (Nuuk) ile Godhavn'dır.
Ülkenin beşte dördü buz tabakasıyla kaplı olup adanın ortalarına doğru buzlar bir hayli irtifa kazanır ve ada, kocaman bir beyaz kubbe görünümü alır. Ortalama sıcaklığın 7-C olmasına karşın iklim kuru ve güneşlidir. Kışlar soğuktur ve buzlu bölgelerde sıcaklık yazın bile donma noktasının altındadır. Çevre; otlar, fundalıklar ve insan boyundaki söğüt ağaçları ile kaplıdır. Topraklarının ancak %1'i tarıma elverişli olduğundan bura yerlileri olan Eskimolar balıkçılık ve avcılıkla geçinmektedir. Bu insanlar Grönland'a, Kuzey Kutup Bölgesi'ndeki adaları basamak gibi kullanarak Kuzey Amerika'dan gelmişlerdir.
27 Nisan 2013 Cumartesi
Antik Yunan'da, kadının yaşı nasıl belirlenirdi?
Eski Yunan'da kadının yaşı, doğduğu tarihten itibaren yaşadığı senelere göre belirlenmezdi, çünkü eski Yunan'da kadın, evlenmeden önce yaşıyor sayılmazdı. Bu nedenle, Yunanlı kadının doğum günü, yani yaşamaya başladığı miladı, onun evlendiği gün olarak kabul edilirdi.
Diva kelimesinin anlamı nedir?
"Diva", halk tarafından çok sevilen ve sayılan, hatta, tapılacak derecede hayran olunan, olağanüstü şöhrete erişmiş, genelde kadın ses ve sahne sanatkarlarına verilen ünvandır.
Diva İtalyanca bir kelimedir. Kökeni, Latince "divus" (ilahi) ve "deus" (Tanrı) sözcüklerine dayanır. Diva ünvanı ilk defa 19'uncu asırda yaşamış ünlü İtalyan soprano Guiditta Pasta'ya verilmiştir. Pasta, sesini denetleyebilen, ses sınırlarını zorlayabilen ve olağanüstü sesi yanısıra sahnedeki oyun yeteneği ile zamanının bestecilerini büyüleyen bir ses sanatkarıdır.
Diva ünvanına sahip olmak kolay değildir. Diva ünvanını kazanabilmek için üstün yetenek, özel bir ses ve yaratıcılığın yanı sıra, disiplin, özveri ve sağlam bir kişilik gerekmektedir.
La Scala Opera'sının ünlü divalarından biri de, Türk soprano Leyla Gencer'dir. Gencer, Donizetti ve Verdi operalarının başrollerindeki başarısı ve kişiliğiyle, opera dünyasındaki unutulmaz yerini almıştır.
Diva İtalyanca bir kelimedir. Kökeni, Latince "divus" (ilahi) ve "deus" (Tanrı) sözcüklerine dayanır. Diva ünvanı ilk defa 19'uncu asırda yaşamış ünlü İtalyan soprano Guiditta Pasta'ya verilmiştir. Pasta, sesini denetleyebilen, ses sınırlarını zorlayabilen ve olağanüstü sesi yanısıra sahnedeki oyun yeteneği ile zamanının bestecilerini büyüleyen bir ses sanatkarıdır.
Diva ünvanına sahip olmak kolay değildir. Diva ünvanını kazanabilmek için üstün yetenek, özel bir ses ve yaratıcılığın yanı sıra, disiplin, özveri ve sağlam bir kişilik gerekmektedir.
La Scala Opera'sının ünlü divalarından biri de, Türk soprano Leyla Gencer'dir. Gencer, Donizetti ve Verdi operalarının başrollerindeki başarısı ve kişiliğiyle, opera dünyasındaki unutulmaz yerini almıştır.
Şeftali ve Zerdali kelimelerinin kökeni nedir?
Şeftali ve zerdali, Farsça Şeft-âlû ve Zerd-âlû kelimelerinden Türkçeleştirilmiştir. Farsça'da eriğe âlû denir, böyle olunca şeft-âlû semiz erik, zerd-âlû da sarı erik anlamına gelir.
Ne gariptir ki şeftaliye Çinliler de şeftali derlermiş. Çince de şeftali, üç kelimeden oluşmuş birleşik bir kelimeymiş ve şef kalın, ta büyük, ve li de erik anlamındaymış. Yani kalın-büyük-erik.
Ne gariptir ki şeftaliye Çinliler de şeftali derlermiş. Çince de şeftali, üç kelimeden oluşmuş birleşik bir kelimeymiş ve şef kalın, ta büyük, ve li de erik anlamındaymış. Yani kalın-büyük-erik.
25 Nisan 2013 Perşembe
Sevgililer gününün tarihi
Saint Valentine
kimdir Sevgililer Günü
ne zamandır?
Saint Valentine, bir
Hıristiyan rahibiymiş ve eski Roma İmparatorluğu devrinde
yaşamış. Hikayesi ise şöyle;
Roma İmparatoru Cladius, askerlerinin eşleriyle birlikte olmak için savaşmayı bırakıp kaçtıklarını öğrenince, evlenmelerini yasaklamış. Rahip Saint Valentine ise, İmparator'un bu tutumunu yanlış bulduğu için protesto etmiş ve bir zaman sonra da, yasağa rağmen gizli gizli askerlerinin nikahlarını kıyıp onları evlendirmiş... Ama bir gün gelmiş Rahip yakalanınca da, belli akıbet gerçek olmuş ve öldürülmüş.
Yıllar sonra St.Valentine, öldürüldüğü Roma'da, ölüm gününde anılmaya başlanmış. Derken bu gelenek, bütün dünyaya yayılmış ve Şubat ayının 14'üncü günü "St. Valentine's Day", Sevgililer Günü olarak ilan edilip kutlanmaya başlanmış.
Roma İmparatoru Cladius, askerlerinin eşleriyle birlikte olmak için savaşmayı bırakıp kaçtıklarını öğrenince, evlenmelerini yasaklamış. Rahip Saint Valentine ise, İmparator'un bu tutumunu yanlış bulduğu için protesto etmiş ve bir zaman sonra da, yasağa rağmen gizli gizli askerlerinin nikahlarını kıyıp onları evlendirmiş... Ama bir gün gelmiş Rahip yakalanınca da, belli akıbet gerçek olmuş ve öldürülmüş.
Yıllar sonra St.Valentine, öldürüldüğü Roma'da, ölüm gününde anılmaya başlanmış. Derken bu gelenek, bütün dünyaya yayılmış ve Şubat ayının 14'üncü günü "St. Valentine's Day", Sevgililer Günü olarak ilan edilip kutlanmaya başlanmış.
Boğaziçi köprüsü hangi yıl trafiğe açıldı? Geçiş ücretleri ne kadardı?
Boğaziçi köprüsü 29 Ekim 1973 de resmen açıldı. O zaman ücret; 10 lira her bir yönde alınırdı. 1977 de ücret 20 liraya yükseltildi. 29 Mart 1980 de gidiş dönüş ücreti birleştirildi ve yalnız Avrupa yakasından girerken 60 lira ödenmek suretiyle hem köprüden Asya'ya geçildi hem de geri dönüldü.
Bunda sonra ücretler bu esasa göre tanzim edildi ve gidiş-dönüş için 1981 de 100; 1983 te 200; 1984 te 400; 1985 de 600; 1987 de 1.000; 1988 de 2.000; 1989 da 3.000; 1990 da 5.000; 6 Ocak 1991 de 8.000; 3 Şubat 1991 de 10.000; 1993 de 20.000 lira oldu. 1994 de 50.000 lira olan ücret 1996 da 100.000 ve 1997 Temmuz ayında 250.000 TL'ye yükseldi.
Halen (Bkz.tarih) 2.000.000 TRL dir. [Nakden ve defaten]
İstanbul tepelerinin adları
1. Topkapı Sarayı, Ayasofya Müzesi ve Sultan Ahmet Camii'nin
bulunduğu çevre.
2. Çemberlitaş'ın bulunduğu yer ve çevresi.
3. İstanbul Üniversitesi ve Beyazıt Camii'nin bulunduğu çevre.
4. Fatih Camii ve çevresi
5. Sultan Selim Cami ve çevresi
6. Topkapı, Edirnekapı ve çevresi
7. Cerrahpaşa ve Haseki hastanelerinin bulunduğu bölge
Archipelago nedir?
Archipelago, üzerinde irili ufaklı çok sayıda ada
bulunan deniz e ve o denizdeki adalar grubuna verilen isimdir.
Anadolu'nun güneyinde ve güney doğusunda, Girit ile Rodos adalarını da içine alan, üzerinde irili ufaklı çok sayıda ada bulunan Ege denizinin bu bölgesine de "Ege denizi archipelagosu" denir.
Anadolu'nun güneyinde ve güney doğusunda, Girit ile Rodos adalarını da içine alan, üzerinde irili ufaklı çok sayıda ada bulunan Ege denizinin bu bölgesine de "Ege denizi archipelagosu" denir.
Gazete kelimesinin kökeni
En yaygın yayın organı olan
"Gazete" bu ismini ne zaman almış ve bu isim
nasıl oluşmuştur?
İlk gazete, Roma İmparatoru Julius Caesar devrinde Roma'da çıkmış. Caesar adamları tarafından elle yazılarak hazırlanan bu gazete, sokak başlarında bulundurulur ve gelip geçen ahaliye bila ücret dağıtılırmış.
Gelelim gazete kelimesinin nereden geldiğine. Onaltıncı yüzyılda, Venedik'te çıkan ilk gazete, o zamanın parası olan bir "Gazetta" karşılığında satılırmış. Zamanla bu paranın adı, bu yayın organının da adı olmuştur.
İlk gazete, Roma İmparatoru Julius Caesar devrinde Roma'da çıkmış. Caesar adamları tarafından elle yazılarak hazırlanan bu gazete, sokak başlarında bulundurulur ve gelip geçen ahaliye bila ücret dağıtılırmış.
Gelelim gazete kelimesinin nereden geldiğine. Onaltıncı yüzyılda, Venedik'te çıkan ilk gazete, o zamanın parası olan bir "Gazetta" karşılığında satılırmış. Zamanla bu paranın adı, bu yayın organının da adı olmuştur.




